Bu Yerleri Görmeden Roma’yı Gezdim Demeyin

Tatilini yurt dışında geçirmek isteyen kültür ve tarih meraklılarının uğrak yerlerindendir Roma şehri. Binlerce yıllık tarihi, kendine has kokusuyla insanı kendine hayran bırakan sokakları, lezzetli yemekleri ve tadına doyulmayan şaraplarıyla gidenlerin zihninde yer eder.

Roma’da Mutlaka Görmeniz Gereken Yerler

Eğer tatilinizi Roma’da geçirmek istiyorsanız çok şanslısınız çünkü Buraya Yazdım ekibi sizler için bir gezilecek görülecek yerler listesi hazırladı. Konu Roma olunca bu liste uzayıp gidiyor ancak öyle yerler var ki, buraları görmeden Roma’yı gezdim demeyin. Bu arada güzel bir tatilin olmazsa olmazı konaklama yerinin seçimidir. Airbnb bu konuda size fazlasıyla yardımcı olacaktır. Kalacak yerinizi seçmeden ziyaret etmenizi öneririz.

Phanteon

Pantheon

“Bütün Tanrıların Tapınağı” olan Phanteon, Orta Çağ’da bir kiliseye dönüştürülmüş ve büyüleyici kubbesiyle bu muhteşem yapı zaman içerisinde şehrin simgesi haline gelmiştir. Dikdörtgen sütunlu giriş, yarım küre biçimindeki geniş kubbesini gözlerden gizler. Gerçek boyutu ve güzelliği ancak içerisinden anlaşılabilir. Kubbeli bölümün yüksekliği ve çapı 43,3 metredir. Tek ışık kaynağı tepesindeki deliktir (oculus). Bu mühendislik harikasını, Augustus’un damadı Magrus Agrippa’nın yaptırdığı önceki tapınağın yerine başkasını yaptırmaya karar veren İmparator Hadrianus’a borçluyuz. Girişinde “M. AGRİPPA L. F. COS. TERTİUM FECİT” yazmaktadır Merak edenler için açıklayalım, bu yazı “Lucius’un oğlu, Marcus Agrippa tarafından, 3. Konsülünde yapılmıştır” anlamındadır.

İspanyol Merdivenleri – Piazza Di Spagna

İspanyol Merdivenleri – Piazza Di Spagna

Trinita Dei Monti’nin Fransız sahipleri, 17 yüzyılda kiliseyi görkemli bir merdivenle Piazza Di Spagna’ya bağlamak ve merdivenin tepesinde de Kral 14. Louis’in atlı bir heykelini koymak istemişlerdi. Papa 7. Alexander, papalık kentine Fransız kralının heykelinin dikilmesi planından pek hoşnut olmadı. 1720’lerde, bir İtalyan mimar Francesco De Sanctis, hem Fransızları hem de Papalığı hoşnut edecek bir tasarı geliştirene dek tartışmalar sürdü. 1726 yılında tamamlanan merdivenlerin kavisler ve terasları öyle güzel bir biçimde birleşiyordu ki ortaya kentin en çarpıcı ve göz alıcı yapıtlarından biri çıktı. Victoria dönemi romancısı Charles Dickens kente geldiğinde, merdivenlerin zenginlerin dikkatini çekmek isteyen modellerle dolu bir buluşma noktası olduğunu yazmıştı.

Vatikan

Vatikan

Aziz Petrus’un şehit edilip gömüldüğü Vatikan, onun ardılları olan papaların ikametgahıdır. Burada alınan kararlar Avrupa’nın kaderini belirlemiştir. San Pietro Bazilikası, Hristiyan dünyasının dört bir yanından Hristiyan hacıları kendine çekmektedir. San Pietro’nın yanındaki papalık sarayları şimdi Vatikan müzelerini barındırır. Muhteşem klasik heykel koleksiyonlarına, Mikelanjelo’nun Sistina Şapeli ve Raffaello Odaları da eklenirse, diyebiliriz ki bunlar Roma’daki en güzel müzelerdir. Vatikan’ın devlet içerisindeki devlet konumu, Via Della Conciliazione yolunun yapımıyla belirlenen 1929 Laterano anlaşmasıyla güvence altına alınmıştır. Bu yol San Pietro’dan korkunç bir geçmişi olan bir anıta, Castel Sant Angelo’ya kadar uzanır. İmparator Hadrianus’un mozolesi olarak yapılıp sonradan papalık kalesine ve zindanına dönüştürülen Sant Angelo, kenti kontrol etmek uğruna yapılan kanlı savaşlara tanık olmuştur.

Sistina Şapeli

Sistina Şapeli

Vatikan Sarayı’ndaki ana şapel olan Sistina şapelinin devasa duvarları 15. ve 16 yüzyıl sanatçıları tarafından fresklerle bezenmiştir. Yan duvarlarda Perugino, Botticelli ve Signorelli gibi sanatçıların eserleri olan 12 resimde Musa’nın ve İsa’nın hayatından sahneler betimlenmiştir. Şapel duvarlarının dekorasyonu 1534 ve 1541 yılları arasında, sunak duvarındaki Son Yargı freskini ekleyen Michelangelo tarafından tamamlanmıştır.

Piazza Navona – Navona Meydanı

Piazza Navona – Navona Meydanı

Piazza Navona’nın uzun oval alanının etrafına dizilmiş olan binaların temellerini, geniş Domitian Stadyumu’nun yıkılmış tribünleri oluşturuyordu. Meydan, bugün hemen dikkat çeken Sant’Agnese in Agone kilisesinin önündeki Dört Nehir Çeşmesi (Fontana dei Quattro Fiumi) dikili taşıyla eşsiz bir manzara sunmaktadır. Bölgede en çok gösterişli Barok üslup göze çarpmaktadır; en güzel binaların büyük bölümü Bernini ile Boromini’nin sanat hamisi olan 10. Innocentius (1644-1655) döneminden kalmadır.

Colloseo – Kolezyum

Colloseo – Kolezyum

Roma’nın en büyük amfi tiyatrosu olan Kolezyum, İmparator Vespasianus tarafından İsa’dan sonra 72 yılında, Neron’un sarayı Domus Aurea’nın arazisindeki bir gölün bataklık kısmına yaptırıldı. Burada düzenlenen ölümcül gladyatör ve vahşi hayvan dövüşleri, imparatorlar ve varlıklı yurttaşlar tarafından Roma’lılara ücretsiz olarak sergileniyordu. Kolezyum, 55.000 izleyici alacak 80 kemerli girişiyle hem pratik bir tasarıma hem de nefis bir mimariye sahiptir. Roma İmparatorluğu döneminde yapılan ve Kuzey Afrika’da el Cem, Fransa’da Nimes ve Arles, Kuzey İtalya’da Verona gibi bir kısmı ayakta olan pek çok amfi tiyatrodan biridir. İlgisizlik ve yağma nedeniyle zamanla tahrip olmuşsa da görkemini hala korumaktadır.

Roma Forum

Roma Forum

Antik Roma’da siyaset ve ticaret, hukuk yaşamının merkeziydi. En büyük yapılar resmi davaların görüldüğü bazilikalarda oyun yazarı Plautus’a göre ” Avukatlar ve davacılar, sarraflar ve simsarlar, tüccarlar ve fahişeler, zenginlerden sadaka bekleyen bütün işe yaramazlar” buradaydı. Roma’nın nüfusu arttığında, Forum da kente küçük gelmeye başladı. Juilus Caesar, İsa’dan önce 46 yılında yeni bir forum yaptırarak Augustus’tan Traianus’a kadar bütün imparatorlara örnek oldu. Bundan sonra imparatorlar forumların yanı sıra, kazandıkları zaferleri kutlamak üzere taklar da yaptırdılar ve Vespasianus hemen doğuya Kolezyum’u inşa ettirdi; burası günün yorgunluğunu atmak için bir eğlence merkeziydi.

Castel Sant’Angelo

Castel Sant’Angelo

Görkemli bir yapı olan Castel Sant Angelo, adını burada Baş Melek Mikail’in papa büyük Gregorius’a görünmesinden alır. Kale, İsa’dan sonra 139 yılında Hadrianus’un mozolesi olarak yapılmış, daha sonra imparator Aurelianus’un yaptırdığı kent duvarlarına dahil edilmiştir. Orta Çağ’da zindana dönüştürülmüş ve daha sonra siyasi karmaşa dönemlerinde Papa’ların ikametgahı olmuştur.

Aşk Çeşmesi – Fontana Di Trevi

Aşk Çeşmesi – Fontana Di Trevi

Bozuk paralarla dolu bu çeşme, ziyaretçilerinin çoğuna sanki her zaman oradaymış gibi gelir, ama kentin tarihi göz önüne alındığında hayli yeni bir yapıttır. Nicola Salvi’nin teatral tasarımı olan Roma’nın bu ünlü ve büyük çeşmesi ancak 1762 yılında tamamlandı. Ortadaki Neptün figürünü iki Triton çevreler. Tritonlar dan biri huysuz bir deniz atını dizginlemekte, diğer ise çok daha uysal bir hayvanı sürmektedir. Bunlar denizin iki zıt halini simgelemektedir. Burası ilk başta İsa’dan önce 19 yılında inşa edilen Aqua Virgo su kemerinin başlangıç noktasını belirlerdi. İlk seviyedeki röyyeflerden birinde, suyun fışkırdığı kaynağı işaret eden genç bir kız (çeşmenin adını aldığı efsanevi bakire) görülmektedir.

Campo De Fiori – Fiori Meydanı

Campo De Fiori – Fiori Meydanı

Bir zamanlar çayırlık bir alan olan Campo De Fiori (çiçek tarlası) Pompeius tiyatrosuna bakan açık alanı kaplar. Piazza’daki pazarda balık satıcıları, yabancılar, kardinaller ve soylular bir aradaydı ve pazar orta çağ ve Rönesans döneminde kentin en hareketli yeriydi. Bugün de geleneksel hareketli ortamını büyük ölçüde korumaktadır. Meydanın ortasında, 1600 yılında burada sapkınlık suçlamasıyla yakılan filozof Gordano Bruno’nun heykeli yer almaktadır. Bu başlıklı figür bir anlamda geçmişte burada düzenlenen infazların acı verici anısını yaşatır. Meydan Hristiyan hacılarına ve diğer seyyahlara hizmet veren hanlarla çevriliydi. Bu hanların büyük kısmı Papa 6. Alexander Borgia’nın metresi Vannozza Catanei’ye aitti. Meydan ile Via Del Pellegrino‘nun köşesinde Catanei’nin kalkanını görebilirsiniz; Catanei bu kalkanı kendisinin kocasının ve aşığı Papa Borgia’nın armalarıyla bezemiştir.

Bu arada Campo De Fiori yakınlarında bulunan ve Roma’nın en lezzetli pizzalarına da ev sahipliği yapan Antico Forno Roscioli’ye de uğramanızı şiddetle tavsiye ederiz.

Borghese Galerisi

Borghese Galerisi

Villa ve Park 5. Paulus’un sevgili yeğeni Karnidal Scipione Borghese tarafından zevk ve eğlence mekanı olarak yaptırılmıştır. Haz düşkünü olan kardinal, aynı zamanda müsrif bir sanat hamisiydi ve genç Bernini’ye, daha sonra onun en ünlü yapıtları arasında yer alacak olan bir dizi heykel siparişi vermişti. Meraklı heykel severler için bu eserlerin bazılarının isimlerini sıralayalım; Davud, Apollo ve Defne, Proserpina’nın Kaçırılışı, Uyuyan Hermafrodit. Scipione eğlence parkını halkız ziyaretine de açtı. Bugün Villa Museo ve Galleria Borghese adıyla muhteşem heykellerden ve resimlerden oluşan özel Borghese kolleksyonuna ev sahipliği yapmaktadır.

Trastevere

Trastevere

Hem restoranları kulüpleri ve sinemalarıyla, hem de parke taşlı dar sokaklar labirentiyle yıl boyunca ilgi odağıdır. Yaz akşamları özellikle hareketli yerel festival, Festa de Noatri sırasında, sokaklar eğlenmek isteyen insanlarla dolar. Başta Piazza Di Santa Maria in Trastevere çevresi ve Viale Di Trastevere boyunca sıralanan pizzeria’ların önü olmak üzere, kafe ve restoran masaları sokaklara taşar. Dilimlenmiş karpuz ve grattachecca (rendelenmiş buz ve şurup karışımı) satan büfelerde vardır. Trasteve’deki dar sokakların sakin havasını solumak ve tarihi büyüsünü yaşamak için en ideal zaman sabahın erken saatleridir.

Şimdiden güzel bir roma seyahati geçirmenizi diliyoruz ?

Bir cevap yazın